DEPREM MÜHENDİSLİĞİ

Yapıda Bilim ve İleri Teknoloji

1903 yılından günümüze, ülkemizde hasara yol açan 130’un üzerinde deprem oldu. Bu depremler sonucunda 110 bin insanımızı kaybettik.

Ülkemizde fiziki sermaye yatırımlarının toplam 600 milyar dolar mertebesinde olduğu ve toplam ulusal zenginliğimizin 3 trilyon doları aştığı öngörülmektedir. Ancak, bu maddi varlığımızın %90’ının çok ciddi deprem riski altında kullanıldığı hatırlanmalıdır. Son 100 yıl içinde depremlerde, ortalama her yıl milli gelirin %1’ini kaybettik. Örnek olarak, 1999 Doğu Marmara (Mw=7.6) ve Düzce (Mw=7.1) depremlerinde milli gelirimizin %10-15’ini sadece 40 saniye içinde kaybettik. Daha açık bir deyişle, eğer bu depremleri çağdaş ülkelerdeki hasarlar boyutunda atlatabilseydik, ülkemiz bugünkü varlıklarının iki katından fazlasına sahip olabilecekti.

İstanbul ve yakın çevresi, Marmara Denizi’ndeki aktif fay sistemlerinin tehdidi altındadır. Bölgede 20. yüzyılda, anılan sistemden kaynaklı, büyüklüğü 7’den yüksek 8 adet deprem olmuştur. 100 yıllık son dönemde Marmara Denizi fayları “sismik suskunluk” içindedir. Diğer taraftan, küresel ölçekte bakıldığında, depremi bekleyen birçok büyük şehir vardır. Bu kentler arasında, depreme en hazırlıksız kentin İstanbul olduğu biliniyor. Bugün başta İstanbul olmak üzere, kent konut stokumuzun deprem güvenliğinden büyük ölçüde yoksun olduğu endişesi yaygın bir kanıdır ve yapılan tüm araştırmalar bu kanıyı doğrularken, durumun taşıdığı yaşamsal önem artık ön kestirimlerin çok ötesine ulaşmaktadır.

“Bilgi üretme ve uygulama" başarısını gösteren ülkeler, toplumsal kalkınma hamleleri içinde doğal jeolojik risk olan depremlerin yol açacağı maddi-manevi kayıpları da en az düzeye indirdiler. Halen bu ülkelerdeki araştırmacılar tüm jeolojik riskleri (deprem, sel, zemin/kaya kütle hareketleri, yanardağ patlamaları) en aza indirmek doğrultusunda araştırma-geliştirme etkinliklerine hummalı biçimde devam etmektedirler.

Türkiye’nin sürekli ve istenen düzeyde kalkınması için, kesinlikle, başta deprem riski olmak üzere tüm doğal afetlerin risklerinden arınması gereklidir. Bunun gerçekleşmesi bakımından devlet kurumlarına ve özel inşaat firmalarına çok ciddi görevler düşmektedir. Bu duyarlılık ve sorumluluk ile hareket eden Yapı Merkezi, kurulduğu günden bugüne, deprem mühendisliği konularında birçok çalışma üretti. Bunlar aşağıda özetlenmiştir:

  • Tüm yıkıcı depremleri (Mw≥5.5) inceleyerek “bilgi föyleri” hazırlandı.
  • 1967 Akyazı depreminden sonra Yapı Merkezi tarafından takviye ve restore edilen Sakarya Vilayet Binası, 1999 Doğu Marmara depremini hasarsız olarak atlatan nadir binalardan birisi oldu. (Uluslararası deprem mühendisliğinde söz konusu yapının “sismik davranışı” birçok araştırmanın inceleme konusu olmuştur.)
  • Depreme dayanıklı çeşitli “uygun sistemler” üretti. Bunlardan biri, uzun ömürlü yapı, güvenli ve konforlu yaşam, hızlı inşaat gibi teknik özellikleri barındıran Fab-Tek sistemidir. (Yapı Merkezi, 1999 yılındaki TÜBİTAK-TTGV-TUSİAD’ın Teknoloji Büyük Ödülü Yarışması'nda Fab-Tek sistemi ile Üçüncü olmuştur).
  • Deprem mühendisliğinin çeşitli konularında (yapı sistemleri, tahribatsız deney yöntemleri, yapı hasarlarının değerlendirilmesi, sismik davranış, sıvılaşma, tünel/galerinin sismik analizi) olmak üzere 150’yi aşkın rapor, bildiri ve makale üretti.
  • Yapı Merkezi, Türkiye Deprem Araştırma Vakfı’nın “kurucu üyesi” olarak tüm etkinliklerinde yer almaktadır.
  • Dr. Ersin ARIOĞLU tarafından “İstanbul Depremi Hazırlıklarının Hızlandırılması ve Tek Yönetiminde Toplanması” konusunda özgün bir proje geliştirildi. “İstanbul, depremini hazırlıksız beklemesin” temel felsefesiyle hazırlanan proje kapsamında, örgütlenme modeli ve finansman ihtiyacını belirledi ve anılan toplumsal çalışma ilgili kurumların dikkatlerine getirildi.